"Televizyona çıkmak güzel bir şey olmalı. Bir program sunduğunu düşün. Televizyona çık, saçma sapan konuş ve bir kral gibi yaşa." der Jose. Jose'nin yerine ben soruyorum; televizyonda saçma sapan ve bomboş konuştuğunuzu bilseydiniz para için bunu yapar mıydınız? Fakirlikten sürünen kenar mahalle dilberinin çaresiz kurtuluşudur kötü yol ve ahlak dışıdır; ama televizyonda saçmalamak vizyonunuzu genişletir.
Çok uzun zaman önce izlemiştim bu filmi. Birdenbire aklıma geldi ve tekrar izledim, tekrar sevdim. Şimdi de antikapitalist endüstri mühendisi kimliğimle yazımı yazıyorum.
Javier Bardem filmlerini sever misiniz? Seviyorsanız bu filmi kesinlikle "No Country For Old Men"den sonra izlemelisiniz. Yanlış anlamayın, filmler bağlantılı değil. Sadece benim gözümde Bardem, İhtiyarlara Yer Yok filmiyle zirve yapmış bir insan. Her neyse, filmimiz "Los Lunes Al Sol", Fernando León de Aranoa'ya Goya En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandırmıştır. Yazar-yönetmen Aranoa'nın titiz incelemeleri sonucunda gözlemlerini karakterlerine müthiş diyaloglarla nakşettiği filmde, film boyunca sahne çekimlerinin, renk ve ışığın, müziğin mükemmel uyumu oldukça basit ve sade bir konuyla adeta bir şölen verilmiş 2002 yılında. Celso Bugallo'nın kısa tiratları da yanında hediye. İspanya'nın iki liman şehrinde, kuzeybatısı ve kuzeyinde çekilmiş filmde bir süre önce işten çıkarılan liman işçilerinin hayatları konu alınmıştır.
Bu tarz eski filmleri ve çekimlerini çok seviyorum, çok daha sanatsal görünüyor gözüme. Filmi izlerken Zeki Demirkubuz'un "Masumiyet"ini veya Derviş Zaim'in "Tabutta Rövaşata" filmini izliyormuş gibi bir hisse kapılıyordum. Bu arada Zaim'in yeni filmi "Rüya"yı da izlemenizi tavsiye ederim. Klişe Türk filmleri çerçevesinin dışına çıkmıştır. Türkiye'de artık bu tarz filmleri göremez olduk gibi geliyor bana, yoksa yanılıyor muyum?
![]() |
| "Tabutta Rövaşata" |
"Siyam ikizlerini biliyor musun? Bildiğin Siyamlı siyam ikizleri. İki kafaları var, doğuştan yapışıklar birbirlerine. Çünkü doğmaya korkuyor; fakat doğduktan sonra da ayrılamıyorlar, kavga ediyorlar ve biri kazanıyor. Biri diğerini itiyor ve o düşüyor. Kazanan gülüyor, ama o da düşüyor. Çünkü birbirlerine yapışıklar. Anladın mı?" der Amador, sarhoştur ve gülmeye başlar Santa ile.
Kendini kurtarmak isterken kapitalizm bataklığından meslektaşını da batırırsın. Üç kuruşa muhtaç bir aileye sahipsen başkasını düşünemezsin, senden başkası da düşünmez zaten. Artık gururun değil karnın konuşur seninle. Takımının maçında yeterli paran olmadığı için sahanın yarısını izlemendir kapitalizm. Kırık bir sokak lambasının değeri altında ezilmendir kapitalizm. Parasız olanı mutsuz ve yalnız bırakır. Halinden yokluğu bilen anlar, gerisi kendi dünyalarındaki sorunlarla uğraşır. Yoksulluğu yaşamadan anlayanlarsa istemsiz bir şekilde bencilce düşünen insanlardır çoğunlukla. Bu bencilliğe aynı durumu yaşama korkusu neden olur. Komünizm bir grubun adil iş dağılımıyla üç silahşörler mantığıyla huzur içinde yaşamasını gerektirir. Bana sorarsanız bu konularda orta yolu bulmak her ne kadar kolay olmasa da uç noktalardan her zaman kaçınırım. Kimisi kapitalizmi kaçınılmaz olarak, kimisi yıkılması gereken bir sistem olarak görür. Fakat kesin bir yargıya varmak pek kolay değildir.
Uzaylı tanıdığım olsa Dünyalılarla muhattap olmamalarını tembihlerdim. Zira uzaylı işçi sınıfının huzuru kaçmasın isterim. Koreli işçilerin işe alınması uzaylı işçileri sinirlendirebilir.



Yorumlar
Yorum Gönder