Ana içeriğe atla

"A Series of Unfortunate Events" Dizisi İncelemesi

Talihsiz Serüvenler Dizisi kitaplarıyla ve filmiyle çoktan gönlümü kazanmıştı. Netflix dizi haberini verdiğinde haliyle meraklı bir bekleyiş başladı. Oyuncu kadrosunun açıklanmasıyla bu heyecan iki katına fırlamış oldu. Çünkü Kont Olaf karakterini Neil Patrick Harris'in oynayacağını duyurdular. Zaten diziyi izlediğinizde anlayacaksınız bir insan bir karaktere bu kadar cuk oturur. İzlediğimiz oyunculuk müthiş. Bunun yanı sıra çocuk oyuncular Neil Patrick Harris'in yanında hiç sönük kalmıyorlar.



Hikayeyi bize Lemony Snicket anlatıyor diyebiliriz çünkü sahneleri sık sık kesip olayları bize açıklıyor. Gerçekten dizinin tadı tuzu olmuş bir ayrıntı. Ayrıca filmde daha karanlık olarak gördüğümüz Snicket'a dizide sempati duymaya başlıyoruz. İlerleyen sezonlarda kimileri için dizinin favori karakteri bile olabilir.

Kitaplardan uyarlama konusunda başarısını da göz ardı etmemek gerekir. Benim gözüme takılan bir eksik yoktu. Ayrıca izleyenlerde kitapları yeniden okuma isteğini uyandırması kaçınılmaz bir yan etki şimdiden uyarıyorum.

Filmle karşılaştırmaya gelecek olursak; ben film kadar başarılı bir uyarlama beklemiyordum ama çok daha iyisini yaptıklarını düşünüyorum. Dizi ister istemez kitabı çok daha iyi yansıtıyor. 

Dizinin genel havası karamsar tahmin edebileceğiniz gibi. Ancak bazı anlar bizi renk cümbüşlerine de sürüklüyor. Bu benim için izlemeyi çok keyifli hala getiren bir detaydı. 



Şimdi biraz spoiler barındıran kısma geçiyorum. (Çok kritik bir spoiler vereceğimden değil ama yine de uyarıyorum :) )

Kitap okumayı seven karakterleri her zaman sevmişimdir. Klaus karakteri bunu muhteşem bir şekilde zaten karşılıyor. Ama bir Justice Strauss karakteri vardı ki beni muhteşem kütüphanesiyle kendine hayran bıraktı. Bol bol kitaplı sahneler gördük sayelerinde.


Tamam serinin adından talihsizliği zaten biliyoruz ama hiç bu denli hayal kırıklığına uğradığım olmamıştı. Diziyi izleyerek okuyanlar anladı sanırım. Anne-Baba sahnesinden bahsediyorum.Gerçekten o sarı kapıyı asla unutmayacağım ve gördüğüm her sarı kapı ben de bir umutsuzluk hissi yaratacak.

Sunny serinin en küçüğü. İnanılmaz tatlıydı. Sürekli yüzünde gereksiz bir efekt yapılmış olsa bile onun olduğu sahneleri ister istemez bir gülümsemeyle izliyorsunuz. Yine de umarım ikinci sezonda buna dikkat ederler.

Diziye genel puanım 8.5/10. Kesinlikle izlenmeye değer. Özellikle Talihsiz Serüvenler Dizisini okumuş birini hayal kırıklığına uğratmayacağını düşünüyorum. Dizinin ikinci sezon onayı çıktı mı bilmiyorum ama ben çıkar diyorum. 

Yazıyı okurken dinleyebileceğiniz dillere dolanan jeneriğinin linkini de buraya bırakıyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=0GeCPanRHU0

Yorumlar

  1. Bu güzel yazı için teşekkürler. Spoiler kısmını okumadım, diziyi izlemeden sonrasına saklıyorum :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Westworld İncelemesi ve Sezon Finali Çözümlemece : Nolanlar Aşkına

"Anılar bilince giden yolda ilk basamaktır. Anılarını hatırlamazsan, hatalarından nasıl ders çıkarabilirsin?" Nolan kardeşler sinema tarihine geçmiş güzide nimetlerimizdendir bana göre. Jonathan Nolan'ı belki de Westworld ile tanıdınız, fakat bazılarınız onu Person of Interest dizisiyle de tanımış olabilirsiniz. Person of Interest, Westworld kadar başarı elde edemese de daimi seyirci kitlesini yakalamış, zamanında reyting düşüklüğüne rağmen kitlesinden gelen yoğun talep üzerine çekimler finale kadar devam edebilmiştir. Bu dizilerde de olduğu gibi Nolan kardeşler eserlerinde ters köşe yapmayı ve insan doğası, gerçeklik kavramı ve iyi-kötü çatışması gibi temalar kullanmayı amaç edinmişlerdir. Bu bakımdan Westworld sadece bir bilim-kurgu dizisi olmaktan çıkmıştır. Ayrıca ilgilenirseniz dizinin üzerinden uyarlandığı 1973 yapımı Westworld filmini de izleyebilirsiniz. Westworld... Dünya'nın monotonluğundan sıkılan, yeni maceralar, hikayeler ve 'insanlar' a...

Ay'da Hasat Yapan Adam

2009 yapımı bu kült bilim-kurgu drama filmini nasıl kaçırdım da ancak bu kadar vakitten sonra izleyebildim bilmiyorum. Aynı yılda District 9'u çıktığı anda izlememe rağmen. Filmi bu kadar güzel kılan oyunculuk mu, yoksa kurgu mu? Yoksa efektler mi? Hayır, aslına bakarsanız bunların hiçbiri E.T., A Space Odyssey, Gravity veya Interstellar kadar iyi değil. Bu filmi güzel kılan küçücük bir bütçeyle ve rol dağıtımı ile az önce saydığım filmlere çok yakın bir iş çıkarması. Filmimizin ilk dakikalarında standart bir bilim-kurgu filmi olacağını düşünüyorsunuz, ama bunun çok daha fazlası olduğunu anlıyorsunuz ilerleyen bölümlerde. Yönetmen Duncan Jones'ın bilinen ilk ve tek kısa bilim-kurgu filminden sonra çektiği ilk film olmuş "Moon". Kısa filmi güzel bir başarı yakalamış olsa gerek, bir sonraki filmi Moon, Kevin Spacey ve Sam Rockwell gibi kalifiye oyuncuları barındırmış. Kevin Spacey'i The Usual Suspects'den ve House of Cards'dan, Sam Rockwell'i d...

Mars'a Yolculuk

Bu duruma geldiğimize inanamıyorum. Mars’a giden ilk insanlardan biri olma şansını yakalamışken, yaşadığımız kaza yüzünden Mars’ta ilk ölen insanlardan biri olacağım. Keşif gezisi için yola çıktığımız toplamda on kişiydik. Sorunsuz sayılabilecek bir yolculuğun ardından, Mars’a çok yakın bir noktada bu kazayı yaşadık. Mars’a zorunlu inişi başarmış olmama rağmen benim dışımdaki dokuz astronot hayatını kaybetti. Şu anda hayatta olmam da bir anlam ifade etmiyor. Çünkü oksijenim bir saat içinde tükenecek ve ben de öleceğim. Benim adım Sema. Bu keşif için Türkiye tarafından görevlendirilen astronotum. Bu kara kutu kaydını keşif robotlarından birinin bulup dünyaya ulaştırması umuduyla bırakıyorum.      Dakikalarım tükeniyor ve ölümü gittikçe daha yakınımda hissediyorum. Aklım düşüncelerle dolu.Ölüm korkumu düşünüyorum. Hayatım boyunca ölmekten ve bir şeyleri yarım bırakmaktan korkmuştum. Bilirsiniz ölmeden önceki yapılacaklar listesinde yüzlerce eksikle ölmek herkes için kor...