Ana içeriğe atla

Murat ve Buket

Ankara'da giriş katında küçük bir ev...50'li yaşlarda bir karı-koca yaşıyor: Murat ve Buket. Yaşadıkları mahalle çok sessiz. Öyle çok çocuk bile yok. Murat ve Buket çok seviyor aslında çocuk seslerini. Kendi kızları çoktan büyümüş evden ayrılmış. Daha eve torun getirecek yaşta değil. En azından kendisi anne olmak için yaşını küçük görüyor.  Anne ve babasının torun isteğini genelde tersleyerek karşılıyor. Murat ve Buket pek üstelemiyorlar bu konuda. Sonuçta kızlarının hayatı, karar vermeye hakları yok. Zaten onlarda biraz geç çocuk sahibi olmuş bir çift. Biricik kızları doğduğunda Buket 32, Murat 35 yaşında.

Buket her sabah Murat'tan bir saat önce kalkıyor. Çok uzun evliliklerde böyle bir saatlik kaçamaklara ihtiyaç oluyor. Buket o bir saat içinde penceresini dolduran çiçeklerini suluyor, onlarla konuşuyor ve o renksiz sokağı şarkı söyleyen sesiyle canlandırıyor. En önemlisi de kocasını özlüyor. Murat uyandığında birlikte kahvaltıyı hazırlıyorlar. Kahvaltı sonrası kahve yapma işini de bölüşmüşler. Kahveyi bir gün Murat yaptıysa ertesi gün sıra Buket'e geçiyor. Çok fazla arkadaşları yok. Bu konuda kendilerini çok şanssız görmüyorlar çünkü eğer arkadaşlarla çevrili bir hayatları olsaydı evliliklerinin bu kadar iyi olamayacağına kendilerini inandırmışlar. Zaten birbirlerinin en iyi dostu onlar.  Komşuluk ilişkileri genelde yüzeysel. İkisi de yüzeysel ilişkileri pek sevemiyorlar. Sadece siyaset, futbol ve yemek tarifi gibi konuları konuşabilecekleri kişilerle çok sık görüşmemeyi sorun etmiyorlar. Birbirleri dışında kitapları arkadaşları olarak kabul etmişler. Evleri boydan boya kitaplarla dolu. İkisinin de kitap zevki birbirinden çok ayrı olduğu için evde her çeşit kitabı bulmak mümkün. Murat'ın olur da bir gün torunları olursa onlara geldiğin de okuyabilsin diye oluşturduğu çocuk kitapları kısmı ise ayrı bir hazine. Buket bu kitaplarla yeni bir çocuk kütüphanesi kurulabileceğini düşünüyor. Yine de Murat üzülmesin diye ses etmiyor.

Geçen yıllar içinde Murat ve Buket torun sahibi olamıyor ama sokaklarında yaşayan çocuk sayısı artıyor. Kader bu şekilde yüzlerine gülüyor. Her yere neşeli neşeli koşuşturan çocukları izlemek Murat ve Buket'in en büyük zevki. Artık sabah kahvelerini çocukların neşeli çığlıkları arasında içiyorlar. Kitap okurken de onların seslerinden zerre rahatsız olmuyorlar. Onlara dinledikleri klasik şarkılardan çok daha güzel geliyor bu çocuk çığlıkları. Murat yanlış anlaşılmayacağından emin olsa bu çocukları evine toplayacak. Onlara kek ve süt verip o meşhur çocuk kitaplığını açacak. Ama bir türlü cesaret edemiyor. Nedense böyle bir şey yapsa bu çocukların aileleri evi basacak gibi geliyor. Buket bu durumu fark ettiğinde çekinmeden ilk adımı atıyor. Güzel bir kek yapıp, çiçeklerinin arasından çocuklara sesleniyor. Murat bu güzel çocukları evinde gördüğünde mutluluktan ne yapacağını bilemiyor. Çocuklara zorla kitap okutmak olmaz tabii... Bu ufaklıkların dikkatini çekmesi lazım. Bazılarının okumayı bile bilmediği çok belli. Olsun isterlerse Murat ve Buket seve seve okumayı onlara öğretir. Bu sırada bir kız çocuğu Murat'ın dikkatini çekiyor. Bu kız taş çatlasın beş yaşında bu yüzden Murat onun okuma bilmesine pek ihtimal vermiyor. Ancak kızın gözleri kitaplara öylesine ışıl ışıl bakıyor ki. Murat dayanamayıp okuma yazma bilip bilmediğini soruyor. Küçük kızdan gelen cevap olumlu. Böylece diğer çocukların ilgisini çekmiş oluyor Murat. Hep birlikte Murat'ın hazine saydığı çocuk kitapları bölümüne gidiyorlar. Her birinin istediği kitabı almasına izin veriyorlar. Okumayı bilmediğini söyleyen iki minik biraz buruk. Bu yeni dünyalarla tanışamayacaklarını düşünüyorlar. Murat ve Buket bu miniklerin boynunu bükük bırakacak değil. Çocukların ailelerinden de izin alınarak çocuklara okuma yazma öğretme çalışmaları başlıyor.

Murat ve Buket'in evi artık şenlikle dolu. Birbirinden sevimli bu minikler evlerine doluşuyorlar. Okumayı bilenler her defasında yeni kitaplar seçiyorlar. 5-6 ay içinde okuma yazma bilmeyen iki çocuk da okumayı sökünce kitapların büyülü dünyasıyla tanışıyorlar. Evlerine en çok gelip giden kitapları görünce gözleri parlayan kız. En hızlı o okuyor. Sürekli yeni bir kitaba başlamış görüyor Murat onu. Bu minik kız Murat ve Buket'le okuduğu kitaplar hakkında tartışmayı çok seviyor. Daha fazla kitap okudukça bazı şeyleri çocukça buluyor. Biraz daha büyüyüp daha farklı kitapları okumak için sabırsızlandığını anlatıp duruyor.

Aradan bu şekilde yıllar geçiyor. Murat ve Buket'in evi o mahallenin kütüphanesi gibi. Çocuklar biraz büyüdükçe gelmeleri de azalıyor ama yine de Murat ve Buket'i ziyaret etmekten hiç vazgeçmiyorlar. Mahalle zaten sürekli yeni çocuklarla dolup taşıyor. Mahalleye her yeni taşınan çocuk taşındığının ilk haftasında mutlaka Murat ve Buket'in evine gitmiş oluyor. Murat ve Buket'in kızı bir çocuk sahibi olmuyor ama Murat ve Buket'in bir sürü torunu oluyor.

Buket uzun zamandır kendini pek iyi hissetmiyor. Psikolojk olarak değil fiziksel olarak bir kötü hissetme bu. Durumunu bir türlü Murat'la paylaşamıyor. Doktora gidip kötü bir şey çıkmasından ödü kopuyor. Sürekli zayıflıyor. Murat sorduğunda diyet yaptığını iddia ediyor ama işin aslı öyle değil. Kendini sürekli yorgun hissediyor. Kendini artık yaşlandık diye ikna edip geçiştiremeyeceği seviyede bir yorgunluk bu. Vücudunda açıklayamadığı ağrılar ve şişkinlikler var. Artık dayanamıyor ve doktora gitme kararı alıyor. Doktora tek başına gidebilecek gücü yok. Kocasından daha güçlü olduğuna inandığı kızıyla gidiyor doktora. Sonuç kötü; vücudunun her yerine yayılmış 4. dereceden kanser. Kurtulma şansı neredeyse yok. Hemen tedaviye başlamak gerekiyor. Buket için olayın acı kısmı tedavi ya da ölmek değil bunu bir şekilde Murat'a açıklayabilmek.

Hastalığı söyleme görevini pek de sevmedikleri damatları üstleniyor. Aslında sevmemek öyle bir nefret ya da tasvip etmeme değil. Ama onlar damatlarını her zaman evlatları gibi benimseyeceklerine inanmışlardı ama nedense öyle olamamıştı. Belki de torun sahibi olamadıkları için biraz onu suçluyorlardı. Damatları ise bunu bilmiyordu. Az sevildiğini ona hiç hissettirmemişlerdi. Zaten o da bir anne baba sevgisi aramadığı için durum sorun oluşturmuyordu.

Çıktıkları aile yemeğinde damatları Murat'a yalnız kalmak istediğini söyledi. Murat güzel bir haber bekliyordu. Bir torun sahibi olacakları gibi güzel bir haber. Bunun yerine karısının öleceği haberini almıştı. Ne yapacağını bilemedi. Buket'e karşı güçlü olmak zorundaydı. Kendine çok kızıyordu. Karısının gözü önünde solduğunu nasıl da görememişti. Bütün hayatları gözlerinin önünden geçti. Çok mutlu bir ömür geçirmişlerdi birlikte. Kendine bir söz verdi. Buket için güçlü olma sözü.

Tedavi süreci başladı. Her kemoterapiden sonra Buket biraz daha soldu. Artık çocuklar Buket teyzelerini rahatsız etmemek için evlerine gelmiyordu. Buket'in o güzel çiçekleri de solmuştu. Ses gelmesin de Buket rahatsız olmasın diye evin panjurları tek tek kapandı. Çiçekler soldukça, panjurlar kapandıkça Buket biraz daha soldu. En sonunda dayanamadı. Altı aylık bir kemoterapi döneminden sonra hayata gözlerini yumdu. Murat ise mahalledeki çocukların asla bilmediği bir yere gitti. Evlerinin bütün panjurları kapandı. Evin içindeki kitaplar çürümeye mahkum oldu. Onlar gidince bütün mahallenin ruhu öldü sanki. Sokaklar ne kadar çocukla dolup taşsa da Murat ve Buket'in mahalleye verdiği ruhu o mahalleye veremediler. Onları hiç tanımayanlar bile o sokağa girseler Murat ve Buket'in yokluğunu hissederler. Murat ve Buket'in evine girip çıkan bir çocuk bile onları unutmadı. En çok da kitapları görünce gözleri ışıl ışıl parlayan kız hatırladı onları. Söz verdi kendi kendine bu iyilik zincirini devam ettirmek için.

Yorumlar

  1. Gerçekten yürekten kutluyorum. Farklı dünyalara gidip gelmiş gibiyim. Kendine iyi bak müstakbel mezun :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Westworld İncelemesi ve Sezon Finali Çözümlemece : Nolanlar Aşkına

"Anılar bilince giden yolda ilk basamaktır. Anılarını hatırlamazsan, hatalarından nasıl ders çıkarabilirsin?" Nolan kardeşler sinema tarihine geçmiş güzide nimetlerimizdendir bana göre. Jonathan Nolan'ı belki de Westworld ile tanıdınız, fakat bazılarınız onu Person of Interest dizisiyle de tanımış olabilirsiniz. Person of Interest, Westworld kadar başarı elde edemese de daimi seyirci kitlesini yakalamış, zamanında reyting düşüklüğüne rağmen kitlesinden gelen yoğun talep üzerine çekimler finale kadar devam edebilmiştir. Bu dizilerde de olduğu gibi Nolan kardeşler eserlerinde ters köşe yapmayı ve insan doğası, gerçeklik kavramı ve iyi-kötü çatışması gibi temalar kullanmayı amaç edinmişlerdir. Bu bakımdan Westworld sadece bir bilim-kurgu dizisi olmaktan çıkmıştır. Ayrıca ilgilenirseniz dizinin üzerinden uyarlandığı 1973 yapımı Westworld filmini de izleyebilirsiniz. Westworld... Dünya'nın monotonluğundan sıkılan, yeni maceralar, hikayeler ve 'insanlar' a...

Ay'da Hasat Yapan Adam

2009 yapımı bu kült bilim-kurgu drama filmini nasıl kaçırdım da ancak bu kadar vakitten sonra izleyebildim bilmiyorum. Aynı yılda District 9'u çıktığı anda izlememe rağmen. Filmi bu kadar güzel kılan oyunculuk mu, yoksa kurgu mu? Yoksa efektler mi? Hayır, aslına bakarsanız bunların hiçbiri E.T., A Space Odyssey, Gravity veya Interstellar kadar iyi değil. Bu filmi güzel kılan küçücük bir bütçeyle ve rol dağıtımı ile az önce saydığım filmlere çok yakın bir iş çıkarması. Filmimizin ilk dakikalarında standart bir bilim-kurgu filmi olacağını düşünüyorsunuz, ama bunun çok daha fazlası olduğunu anlıyorsunuz ilerleyen bölümlerde. Yönetmen Duncan Jones'ın bilinen ilk ve tek kısa bilim-kurgu filminden sonra çektiği ilk film olmuş "Moon". Kısa filmi güzel bir başarı yakalamış olsa gerek, bir sonraki filmi Moon, Kevin Spacey ve Sam Rockwell gibi kalifiye oyuncuları barındırmış. Kevin Spacey'i The Usual Suspects'den ve House of Cards'dan, Sam Rockwell'i d...

Mars'a Yolculuk

Bu duruma geldiğimize inanamıyorum. Mars’a giden ilk insanlardan biri olma şansını yakalamışken, yaşadığımız kaza yüzünden Mars’ta ilk ölen insanlardan biri olacağım. Keşif gezisi için yola çıktığımız toplamda on kişiydik. Sorunsuz sayılabilecek bir yolculuğun ardından, Mars’a çok yakın bir noktada bu kazayı yaşadık. Mars’a zorunlu inişi başarmış olmama rağmen benim dışımdaki dokuz astronot hayatını kaybetti. Şu anda hayatta olmam da bir anlam ifade etmiyor. Çünkü oksijenim bir saat içinde tükenecek ve ben de öleceğim. Benim adım Sema. Bu keşif için Türkiye tarafından görevlendirilen astronotum. Bu kara kutu kaydını keşif robotlarından birinin bulup dünyaya ulaştırması umuduyla bırakıyorum.      Dakikalarım tükeniyor ve ölümü gittikçe daha yakınımda hissediyorum. Aklım düşüncelerle dolu.Ölüm korkumu düşünüyorum. Hayatım boyunca ölmekten ve bir şeyleri yarım bırakmaktan korkmuştum. Bilirsiniz ölmeden önceki yapılacaklar listesinde yüzlerce eksikle ölmek herkes için kor...