Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Westworld İncelemesi ve Sezon Finali Çözümlemece : Nolanlar Aşkına

"Anılar bilince giden yolda ilk basamaktır. Anılarını hatırlamazsan, hatalarından nasıl ders çıkarabilirsin?" Nolan kardeşler sinema tarihine geçmiş güzide nimetlerimizdendir bana göre. Jonathan Nolan'ı belki de Westworld ile tanıdınız, fakat bazılarınız onu Person of Interest dizisiyle de tanımış olabilirsiniz. Person of Interest, Westworld kadar başarı elde edemese de daimi seyirci kitlesini yakalamış, zamanında reyting düşüklüğüne rağmen kitlesinden gelen yoğun talep üzerine çekimler finale kadar devam edebilmiştir. Bu dizilerde de olduğu gibi Nolan kardeşler eserlerinde ters köşe yapmayı ve insan doğası, gerçeklik kavramı ve iyi-kötü çatışması gibi temalar kullanmayı amaç edinmişlerdir. Bu bakımdan Westworld sadece bir bilim-kurgu dizisi olmaktan çıkmıştır. Ayrıca ilgilenirseniz dizinin üzerinden uyarlandığı 1973 yapımı Westworld filmini de izleyebilirsiniz. Westworld... Dünya'nın monotonluğundan sıkılan, yeni maceralar, hikayeler ve 'insanlar' a...

Kitap Yorumu: Osmanlı Cadısı

İlk kitap yorumumla karşınızdayım. Seçtiğim kitap Barış Müstecaplıoğlu’ndan Osmanlı Cadısı oldu. Kitap ne en sevdiğim ne de en son okuduğum kitap. Kitabı Temmuz ayında okumuştum ve son bir yılda okuduğum en yaratıcı kitap olduğunu söyleyebilirim. Sizi muhteşem bir serüvene sürüklüyor. Kitabın türü bilim kurgu. Ancak kitap Osmanlı Döneminde başlıyor. Bu nedenle daha çok fantastiğe yakın bir anlatımın içinde kalıyorsunuz. Osmanlı paşalarına da rastlıyorsunuz kitap içinde, Mevlevi dergâhlarına da. Türk motiflerinin bu denli başarılı işlendiği bir bilim kurgu romanı okumak beni oldukça mutlu etti. Çünkü bilim kurgu denince akla gelen uzay gemileri ve zaman makineleri oluyor. Kitapta bunlara rastlamayacağınızı söylemiyorum tabiî ki. Bunlar bilim kurgunun olmazsa olmazları. Kitap boyunca bilim kurgu öğeleri çok güzel yerleştirilmişti. Olaylar Osmanlı Dönemi ile eş zamanlı olarak geleceğin İstanbul’unda ilerliyor. Geleceğin İstanbul’u çok başarılı bir şekilde tasvir edilmiş. Bilim kurgu öğel...

Distopsa Olur

10.11.2111 Bu devirde aşık olmak. Üstüne üslük bu aşk sayesinde televizyonlara çıkıp ünlü olmak inanılır gibi değil. Gerçi bunların henüz gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Ama en azından bunun şansını yakaladım. Yarın televizyondaki ilk günüm. Aşık olabileceğim on adayı göreceğim. Evet, sokakta çok daha fazla seçenek olduğunun farkındayım. Tabi artık aşk evliliğinin yok olmadığını düşünürsek. İnsanların artık aşık olmaya zamanı yok.  Aşık olmak istiyorlar ancak hayatları çok yoğun. Yalnızca aşık olduklarını zannediyorlar. Çevremiz başarısızlıkla sonuçlanan ya da mutsuzluk içinde devam eden evliliklerle dolu. Eğer mantık evliliğiyse genelde çocuklar için devam ettiriliyor. Hayır, ben bunu istemiyorum.  Ben gerçek bir aşk evliliği istiyorum ve bu program bu evliliğe ilk adımım olacak. Program yaklaşık 100 yıldır devam ediyor. Şimdiye kadar 300’den fazla mutlu evliliğin gerçekleşmesini sağlamışlar. Gerçi geçen zaman içinde olaylar biraz tuhaflaşmış. Başta sadece normal kavgalar e...

Kapitalizm Üzerine: Los Lunes Al Sol (Javier Bardem'li)

"Televizyona çıkmak güzel bir şey olmalı. Bir program sunduğunu düşün. Televizyona çık, saçma sapan konuş ve bir kral gibi yaşa." der Jose. Jose'nin yerine ben soruyorum; televizyonda saçma sapan ve bomboş konuştuğunuzu bilseydiniz para için bunu yapar mıydınız? Fakirlikten sürünen kenar mahalle dilberinin çaresiz kurtuluşudur kötü yol ve ahlak dışıdır; ama televizyonda saçmalamak vizyonunuzu genişletir. Çok uzun zaman önce izlemiştim bu filmi. Birdenbire aklıma geldi ve tekrar izledim, tekrar sevdim. Şimdi de antikapitalist endüstri mühendisi kimliğimle yazımı yazıyorum. Javier Bardem filmlerini sever misiniz? Seviyorsanız bu filmi kesinlikle "No Country For Old Men"den sonra izlemelisiniz. Yanlış anlamayın, filmler bağlantılı değil. Sadece benim gözümde Bardem, İhtiyarlara Yer Yok filmiyle zirve yapmış bir insan. Her neyse, filmimiz "Los Lunes Al Sol", Fernando León de Aranoa'ya Goya En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandırmıştır. Yazar...

Ay'da Hasat Yapan Adam

2009 yapımı bu kült bilim-kurgu drama filmini nasıl kaçırdım da ancak bu kadar vakitten sonra izleyebildim bilmiyorum. Aynı yılda District 9'u çıktığı anda izlememe rağmen. Filmi bu kadar güzel kılan oyunculuk mu, yoksa kurgu mu? Yoksa efektler mi? Hayır, aslına bakarsanız bunların hiçbiri E.T., A Space Odyssey, Gravity veya Interstellar kadar iyi değil. Bu filmi güzel kılan küçücük bir bütçeyle ve rol dağıtımı ile az önce saydığım filmlere çok yakın bir iş çıkarması. Filmimizin ilk dakikalarında standart bir bilim-kurgu filmi olacağını düşünüyorsunuz, ama bunun çok daha fazlası olduğunu anlıyorsunuz ilerleyen bölümlerde. Yönetmen Duncan Jones'ın bilinen ilk ve tek kısa bilim-kurgu filminden sonra çektiği ilk film olmuş "Moon". Kısa filmi güzel bir başarı yakalamış olsa gerek, bir sonraki filmi Moon, Kevin Spacey ve Sam Rockwell gibi kalifiye oyuncuları barındırmış. Kevin Spacey'i The Usual Suspects'den ve House of Cards'dan, Sam Rockwell'i d...

Mars'a Yolculuk

Bu duruma geldiğimize inanamıyorum. Mars’a giden ilk insanlardan biri olma şansını yakalamışken, yaşadığımız kaza yüzünden Mars’ta ilk ölen insanlardan biri olacağım. Keşif gezisi için yola çıktığımız toplamda on kişiydik. Sorunsuz sayılabilecek bir yolculuğun ardından, Mars’a çok yakın bir noktada bu kazayı yaşadık. Mars’a zorunlu inişi başarmış olmama rağmen benim dışımdaki dokuz astronot hayatını kaybetti. Şu anda hayatta olmam da bir anlam ifade etmiyor. Çünkü oksijenim bir saat içinde tükenecek ve ben de öleceğim. Benim adım Sema. Bu keşif için Türkiye tarafından görevlendirilen astronotum. Bu kara kutu kaydını keşif robotlarından birinin bulup dünyaya ulaştırması umuduyla bırakıyorum.      Dakikalarım tükeniyor ve ölümü gittikçe daha yakınımda hissediyorum. Aklım düşüncelerle dolu.Ölüm korkumu düşünüyorum. Hayatım boyunca ölmekten ve bir şeyleri yarım bırakmaktan korkmuştum. Bilirsiniz ölmeden önceki yapılacaklar listesinde yüzlerce eksikle ölmek herkes için kor...

Balıklar ve Rüyalar ("Friends" severler de gelsinler)

Blog açalım yazalım amaçlı amaçsız, sadece yazalım ama yazalım be, hadi açalım yazalım kanka derken sonunda bir cesaretle güzide blogumuzu açmış bulunuyoruz pek değerli okurlarımız (varsa). İlk yazımı dün izlediğim ve oldukça etkilendiğim bir film üzerine yazmak istedim. Filmin öyle çok ahım şahım bir yanı yok ama bende çok özel ve ayrı bir yer edinmiş oldu. 1997 yapımı filmimizin orijinal adı "Dream with the Fishes"; yönetmen abimiz Finn Taylor, pek bilindik birisi değil kendisi, şahsen başka filmi var mı, iyi mi kötü mü bilmiyorum. Onun dışında başrol karakter Terry'i canlandıran oyuncu David Arquette'yi daha önce "Scream" serisinin birkaç filminde görmüştüm. Balıklar ve Rüyalar intihar planları kuran sapık bir adamın, bir madde bağımlısıyla tanıştıktan sonra hayatının değişmesini konu almış. Friends severler için de bunları biliyor muydunuz tadında bir bilgi vermek istiyorum: 96 yılında yayınlanmış 3. sezon bölümü "The one with the J...